Merih Eyyüp Demir

merihdemir@gmail.com

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ

Gözünüz aydın kadınlar!

Gününüz geldi. Bir gün sonra bitecek gününüz. Bir gün sonra yine şiddete maruz kalacağınız, öldürüleceğiniz ama bir günlük dahi olsa güzel sözlerle hatırlanacağınız gününüz… Gözünüz aydın!

Rakamlara bağlanıp kalmayacağım. Sizler zaten neredeyse hemen her gün rutin hale gelen ve artık kanıksadığımız, sessiz kaldığımız olayları belki de takip etmeyi bile bıraktınız. Kadına şiddetin boyanmamış rengi kalmadı.

Biz yine de bir günlüğüne de olsa bazı şeyleri bir kenara bırakalım ve güzel şeylerden bahsedelim… Başımın tacı, evimin direği, gönlümün sultanı… Öyle mi?

Son zamanlarda artan kadına yönelik şiddetin her açıdan incelenmesi gereken bir durum olduğu aşikârdır. Bu konuda başlatılmış bir çalışma var mıdır? En azından benim bildiğim yok. Varsa da her zaman olageldiği gibi kâğıt üzerinde görev savmaktan öte geçmeyecek çalışmalar olarak görülüyor. Ciddi işler yapılacaksa cidden emek sarf edilmesi ve konunun enine boyuna ve konunun taraflarının görüşlerinin ehemmiyet alacağı, üzerinde durulacağı ve sonuçta eyleme geçilecek işler olması gerekmektedir.

Türk toplumu gelenekten gelen bağları itibariyle kadına en üst noktadan değer veren bir toplumdur. Buralara nasıl geldik? Hangi değerlerimizden uzaklaştık?

Yaklaşan Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle konu üzerinde oldukça fazla yorumlar yapılmaktadır. Hemen her kesimden bugüne dair farklı tondan sesler yükselmektedir.

Dede Korkut’un kadın ifadesinde ana eksende iki kadın tipi öne çıkmaktadır. Alp tipi kadın ve ideal eş ve anne olan kadın. Bu tanımlamaları geçmişimizden bugüne uyarladığımızda toplumumuzun genel yapısını görmemiz mümkündür.

Kurtuluş Savaşı hikâyelerimizde bu iki tip kadını net olarak görebiliriz. İsmini bildiğimiz onlarca kadın kahramanımızın yanında isimsiz kahramanlarımızın bu iki tip kadın örneğinde birleştiğini görmememizin imkânı var mıdır?

Ülkemiz yeniden özünü hatırlamalı, her alanda insanı yaşat ki devlet yaşasın felsefesini benimsemelidir.

Geleceğimizin garantisi ve yükselmemizin yegâne unsuru el ele vermemizden geçmektedir. Öyleyse toplum olarak kadın erkek el ele verelim. Evimizin huzur ve mutluluğu ülkemizin huzur ve mutluluğu ile eş değerdedir. Hep birlikte geleceğimiz için çalışalım. Üç günlük dünyanın mutluluğunu hep birlikte paylaşmak varken neden mutsuzluğa yarışalım?

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ifade ettiği gibi:

“ Bir toplum, bir millet erkek ve kadın denilen iki cins insandan meydana gelir. Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça, diğer kısmı göklere yükselebilsin! “