Ergun Dur

9 EYLÜL..EGE NİN İNCİSİ..İZMİR İN KURTULUŞU..

Ege nin incisi güzel İzmir imizin kurtuluşunun Türkiye Cumhuriyeti nin kuruluşunda önemli bir yer tutar

2020 yılıda bu nadide şehrimizin üzerinde rahat ve özgürce dolaşıyorsak, 9 Eylül 1922 yılında kurtuluş mücadelesini canı pahasına veren atalarımızın  bize bu vatanı” Ölürsem ŞEHİT, kalırsam GAZİ“ anlayışıyla emanet etmesi sayesindedir.  Öyle kolay kazanılmadı. Bakın İzmir’e ilk giren Türk süvari müfrezesi kumandanı Hükümet Konağını işgal eden kahraman Binbaşı Şerafettin (İzmir) anlatıyor:

“Eylülün sekizinci günü sabahleyin saat on birde süvari kolordusunu teşkil eden fırkaların kol başları Manisa önüne geldikleri zaman Manisa kasabası alevler içinde yanıyordu. Burada gördüğümüz manzara cidden fecî idi. Yollar, sokaklar şehit edilmiş Müslüman cesetleri, şuraya buraya atılmış her nevi eşya ile dolu idi. Dehşet içinde kalan ahaliden düşman zulmünden kurtulabilenler bağlara, derelere iltica etmişlerdi. Bu esnada bizi gören perakende düşman efradı da ateş etmeye başlamıştı. Bu efrat fırkanın muhtelif kıt’aları tarafından kuşatılarak esir edildiler. Bundan sonra kıtaat tekrar İzmir üzerine seri yürüyüş halindeki düşmanla teması muhafaza ediyorduk. Sabuncu Boğazı’na girdikten sonra, Bornova’nın şark sırtlarında mevki almış düşman kuvvetleriyle muharebeye tutuştuk. Geceyi boğazda geçirdikten sonra Eylülün dokuzuncu günü sabahleyin Kaymakam Reşat Bey kumandası altında bulunan alayımız, aldığı emir üzerine orada tevakkuf etmeyerek İzmir üzerine harekete geçti. Reşat Bey alayın üçüncü bölüğünü uc bölüğü olarak ileriden harekete ve beni de bölüğü idareye memur etmişti. alayımızın diğer bölükleri de arkadan geliyordu. Sabuncu Boğazı’ndan çıkar çıkmaz bütün ihtişamiyle Akdenizin kıyısında uzanan İzmir’i gördük. Senelerden beri derin bir tahassürle özlediğimiz İzmir, şimdi gözümüzün önünde idi. Nihayet biraz sonra ona da kavuşacaktık.

Bu esnada heyecanımız fevkalâde artmış, gözlerimiz sevinç yaşlarıyla dolmuştu. Bütün sür’atimizle İzmir’e doğru koşuyorduk.

Bornova kasabası kenarına geldiğimiz zaman, Bornova’nın şimalî garbî sırtlarında düşman ateşine maruz kaldık. Üçüncü bölük kumandanı İskender Beyle beraber dürbünle tarassut ettik. Düşman bize o kadar ehemmiyetli görünmemekle beraber oldukça kuvvetliydi. Buna rağmen biz ateş muharebesiyle vakit geçirmeyip hemen Bornova’ya dahil olmaya ve sür’atle İzmir şosesine geçmeye karar verdik ve seri yürüyüşle Bornova kasabasına dahil olduk. Fakat sokak aralarından geçerken tahmin ettiğimiz gibi bizi evlerden, şuradan buradan müthiş bir ateş karşıladı. Bu esnada benim atım yaralanmış ve bilâhare ölmüştü. Düşmanla muharebe ettiğimizi gören Alay Kumandanı Reşat Bey derhal Amasyalı Mehmet Beyin bölüğünü de bizim bölüğü takviyeye gönderdi. Beni de bu iki bölükten mürekkep olan müfrezenin kumandanlığına tayin etti. Sokak muharebesinden sonra Bornova istasyonunu işgal ve badehu İzmir şosesine dahil olarak yürüyüşümüze devam ettik. Bu esnada sabık On Üçüncü Alay Kumandanı (sonradan Başvekâlet yaveri) Binbaşı Atıf Beyle fırkadan gönderilen fırka emir zabiti Hamdi Efendi de bize iltihak etmişlerdi. Atıf Bey, İzmir’de mehafili ecnebiye ile ordu namına temas için mükâleme memuru olarak gönderilmişti.

Düşmanda kuvvei maneviye kalmamıştı” İnsanın bu hatıratı okurken duygulanmaması mümkün değil.

9 Eylül 1922 Esaretin bittiği Yaman, Yiğit Halkın yüreği.. Lal oldu düşmanın dili.. Üzerine hiçbir kirli ayağın basamayacağı.. Lalezar, inci mercanımsın İZMİR im.. Tam 98 yıl  oldu. Vatanımız ve Ege nin incisi İzmir ile ilgili iğrenç planların nasıl boşa çıktığını yukarıda paylaştığımız hatıra çok güzel anlatıyor.. Dilerseniz kronolojik sırayla bu büyük kurtuluşun daha iyi anlaşılmasına çalışalım.

Büyük Taarruz harekâtı sonucu Türk ordusunun işgal altındaki İzmir’e 9 Eylül 1922’de girmesi, Mudanya Ateşkes Antlaşması ve devamında Lozan Barış Antlaşması’na uzanan süreci başlatması nedeniyle Milli Mücadele’nin sona ererek milletimizin kurtuluşu ve bağımsızlığını elde edişinin simgesi olmuş çok önemli bir tarihi olaydır. Bu tarihi olay Anadolu’da Milli Mücadele’nin başlaması açısından çok önemlidir. İzmir’in işgaline kadar olan süreçte Anadolu’da dağınık ve örgütsüz bir yapılanma vardı. İzmir’in işgali Anadolu insanının direniş ÖZGÜRLÜK düşüncesini körüklemiş, İstanbul’da başlayan işgali protesto mitingleri Damat Ferit hükümetinin çökmesine sebep olmuş; örgütlenme ve protesto mitingleri Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar yayılmıştı. Artık İzmir, Anadolu harekâtı için sembol haline getirilmişti. Birinci İnönü, İkinci İnönü, Aslıhanlar-Dumlupınar ve Sakarya Meydan Muharebeleri milli mücadelenin kazanılmasında önemli adımlar atılmıştı. Bugünümüzü borçlu olduğumuz, bu vatanın sevdalısı imanlı Türk ordusu tarafından 26 Ağustos 1922’de başlatılan Büyük Taarruz, Kurtuluş Savaşı’nın son safhasını temsil etmektedir. Kesin zafer beş gün içinde şöyle elde edildi; 30 Ağustos’ta Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ordulara bir bildiri yayımlayarak “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” tarihi emrini verdi ve 2 Eylül’de Uşak’a giren Türk ordusu ilerlemeye devam ediyordu. Mustafa Kemal Paşa’nın emrindeki ordulara 1 Eylül’de verdiği tarihi emirle başlayan ve 18 Eylül 1922 tarihine kadar yapılan Takip Harekâtı ile bütün Batı Anadolu’daki Yunan askerleri Türk sınırları dışına atılmıştı. Takip harekatın başarı ile sonuçlanması sayesinde İzmit bölgesinden İstanbul Boğazı’na, Balıkesir bölgesinden Çanakkale Boğazı’na kadar Türk ordusu için hayati önem taşıyan diğer stratejik hedefler de İtilaf Devletlerinin işgalinden,  kurtarılmıştır. İzmir'e girişte birkaç hafif ateşle karşılaşmaktan başka bir direnç görmeyen Türk süvarileri, bir İngiliz deniz müfrezesinin de selam duruşuyla Kordonboyu'nu geçerek Konak'taki Hükümet Konağı'na ulaştı. Pasaport civarında atılan bir el bombasıyla hafif şekilde yaralanan Yüzbaşı Şerafettin'in Hükümet Konağı balkonundaki bayrak direğine Türk bayrağı çekmesinin ardından, Yüzbaşı Zeki komutasındaki süvari birliğince de Hükümet Konağı'nın hemen sağ tarafında yer alan Sarıkışla ile Kadifekale'ye de Türk bayrakları çekilerek İzmir'in düşman işgalinden kurtuluşu ilan edilmiş oldu. Mustafa Kemal Paşa nın, yanında Fevzi Paşa ve İsmet Paşa olduğu halde, 10 Eylül sabahı İzmir'e gelişi görkemli oldu. Kent adeta ayağa kalktı. İzmir'e girişinden iki gün sonra Başkomutan, Şerafeddin Yüzbaşı'ya, ''İzmir'' adını da ismiyle beraber kullanmasını önerdi.  Genç subayda paşasını kırmadı ve soyadı kanununa kadar isim olarak adıyla beraber “İzmir’i “ kullandı, soyadı kanunun çıkmasından sonra İzmir” soyadını aldı. Mustafa Kemal Hükümet Konağında kısa tarihi bir konuşma yapar. “BU BAŞARI MİLLETİNDİR…”