Yüksel KÖKÜŞ

AHLAK DOĞUŞTAN MI GELİR YOKSA SONRADAN MI KAZANILIR?..

2024 yılına girdiğimiz şu günlerde toplumda inanılmaz bir şekilde ahlak çöküntüsü oluştuğunu görmekteyiz. Her insanda bulunan vicdan işletilmez hale gelmiş. Toplum o kadar çok dejenere olmuş ki "bu da mı olur" lafı artık lügatimizin içinde ebediyen kalmıştır.

Ahlak zamanla oluşan bir şeydir. Doğuştan gelmez. Ancak beynin evrimsel süreci bazı soruları aynı cevaplamaya sebep olmuş olabilir. Ya da insanoğlu tıpkı dini evrimleştirdiği gibi dinin temeli olan ahlak kavramını da maalesef menfaatlerine göre evrimleştirmiş, hatta kendilerine kaynak haline getirmişlerdir.

Son zamanlarda, Batı toplumlarındaki gençlerin ahlaki değerleri konusunda yapılan araştırmalara göre, geçmişe oranla giderek daha fazla sayıda gencin kendi bireysel çıkarlarını toplumun çıkarlarının önünde gördüğü, daha fazla oranda suça ve ahlak dışı davranışlara yöneldikleri sonucu ortaya çıkmaktadır. Geçmişte gençlerin hedefi olan daha iyi eğitim, daha iyi meslek ve ahlaki ilkelere bağlı bir yaşamın yerini, artık daha fazla para kazanma, bireysellik ve bencilliğin aldığı görülmektedir. Halbuki tüm ahlaki Değerler bizim için kıymetlidir ve yeni kuşaklara aktarılmalıdır. Aksi takdirde büyük küresel kayıp olacak ve her gelen yeni nesil bunları doğru kabul ederek kendince yeni bir ahlaki değer sandığı vicdansızlığı ön plana çıkaracaktır.

Toplumda dini öğrenmediğimiz için başkalarının yaptığı veya söylediğine inanır bir hale geldik. Kendimizi, çocuklarımızı eğitip onlara düzgün örnek olamadığımız için de ahlaktan yoksun bireyler yetiştirdik. Aile toplumun temel yapı taşıdır, ancak temel maalesef bozulmaya başlamıştır.

Düşünün, gücü elinde bulunduranlar bulundukları makam, mevki, yer ne olursa olsun ama çok yüksekte ama en düşükte her kesim kendi ahlak anlayışıyla idareci sıfatını dizayn etmeye çalışmakta, adalet-hak-hukuk ve genel ahlak prensiplerini bir tarafa bırakarak kendi menfaatine göre yöneticilik yapmaya çalışmaktadırlar ve bunlar toplumda önder insanlar olduğu için onu gören ona bağlı olan diğer bireyler de sesini çıkaramadan yanlışı kanıksamaya başlamaktadırlar.

Öyle zaman geliyor ki zaten sesini çıkarıp yanlışı dile getirip bunun doğrusunu dile getirmek istesen de sen artık o toplumun bozguncusun, ötekisisin, kötü adamsın diye yaftayı yaygarayı hemen de basıveriyorlar.

Toplumun her alanındaki yöneticilerin dünya siyasetinden ülke siyasetine büyük ya da küçük STK’ları toplumu birleştiren futbol kulüpleri federasyon başkanları dahil herkes bulunduğu makamı, dünyayı kurtaracak son adammış gibi davranarak bu sorumluluğu kendinde hissederek o makamda oturmalıdırlar.

Bu işler en iyi hain terör örgütü olan FETÖ'nün hayata ve insanlara empoze etmeye çalıştığı hayat görüşünü ortaya koymaya çalıştığı zamanlarda görmüştük. Hala bu ve bunun gibi görüşte olanalar maalesef hayatta var ama umudumuz öyle ki önce dinini bilen ahlaklı, vicdanını hareket ettiren toplum olmak için çok çaba SARFETMELİYİZ.

Fikirlerin tartışılmasından kaçınmamalıyız.

Birisinin yanlışımızı yüzümüze söylemesinden gocunmamalıyız.

Menfaatimize değil herkesin menfaatine uyacak davranışları benimsemeliyiz.

Adaletten asla ve asla vazgeçmemeliyiz.

Kendi çıkarlarımız için değil toplumsal çıkarlar için mücadele etmeliyiz.

Eğer bu düsturu hayatımıza yeniden konuşlandıramaz isek vay halimize…