Medine BAYKAŞ

AŞK SEVGİ SEVGİLİLER GÜNÜNE SIĞDIRILACAK KADAR DEĞERSİZ DEĞİLDİR

Çağlar boyu uğruna gözyaşları dökülen sevdaların çoğu toprak oldu

Anlayacağanız kara sevdalar hep kara toprak da bitti. Hani o güzel şarkı sözlerindeki gibi...

insan aşkını sevdasını ölene kadar hep ruhunda kalbinde taşıdı. Belki kavuştu, belki kavuşamadı. Ama sevdalı olarak yaşamaya devam etti.

Şimdilerde o topraklara ıspanak ekiyor çiftçilerimiz...yaşam en büyük sevdanın ekmek kavgası olduğunu insanlara yaşayarak tecrübe ettirdi.

İnsanlar gözünü karartıp, sanki sevdadan başka bir şey yokmuşcasına sevdi. Bu beden kara toprakla kavuşunca bu aşk biter dedi.

İşte o düşünce insanların hayatını karartmaya yetti. Eski zamanlarda sevdalanan aşıklar; kavuşamayınca yataklara düşer hastalanırlarmış. Çağımızda

biz buna depresyon diyoruz.

Hemen hergün insanlar depresyona giriyor ve çıkıyor. Hayattaki mutlu günler ise depresyondan çıkanlar için var oluyor.

Hayatta sadece sevmek, aşık olmak, eş olmak, sevgili olmak gibi kavramlar yok...

Hayatta çalışmak, başarmak, meslek sahibi olmak, sorumluluk sahibi olmak, evlat olmak, anne-baba olmak, dost-arkadaş olmak gibi kavramlarda var.

Kişinin bir eşi, sevgilisi, yari yok diye dünya durmuyor. Yaşam devam ediyor. Sağlıklı, mutlu bir sosyal yaşam için çalışmak üretmek gerekiyor.

İster ev kızı ol ister bir çalışan...İster bir evlat ol ister bir eş...ne olursan ol sorumluluklarından kaçamazsın...Sen sevdalısın diye hayat sana torpil geçmeyecek,

acımasız yaşam koşulları her fırsatta kendini gösterecek.

Bir filmde şöyle bir replik vardı...

Annde babama o kadar sevdalıydın ki, babam sana kötü davrandığında günlerce yataktan çıkmıyor ağlıyordun. Ve ben genç bir kız oluyordum. Sana, fikirlerine

ihtiyacım vardı, sen durmadan içiyor ve sızıyordun. Sana ihtiyacım olan hiçbir anda yanımda yoktun! İsterdim ki, beni evladını babamdan, kara sevdandan daha çok sev!

İşte böyle dostlar...

Sizi yataklara düşüren, günlük hayatınızın akışından geri tutan tüm sevdalardan uzak durun...

Lisede yada üniversitedeyseniz önce mesleki hedeflerinize odaklanın, sonra sevdalanırsınız derim.

Evliyseniz; işinize, çocuklarınıza, anne babanıza, dostlarınıza da zaman ayırın derim. Hayatınız sadece eşinizle olan mutluluğunuza bağlı değil, bunu da unutmayın.

İnsanları hayatınızın merkezine koyup, onlara bir anlam yükleyip, ardından da beklentiye giremezsiniz. Hayatınıza değer katacak diğer anlamları bulmanız gerekiyor.

Hayat akıp gitmekte...

Siz okulunuza gidin, işinize gidin, market alışverişine gidin. Durup benzin alın. Ev iş alanlarınızda düzen kurun, temizlik yapın. Spor yapın, dostlarınızla kahve için.

Yapmanız gerekenleri yapmaya devam edin. İşte biz buna akışta olmak diyoruz. Akışta kalın doslar sevdalı modundan çıkın.

Sevmek bir yaşam biçimidir. Hayatımızda bize eşlik eden canlı yada cansız birçok şeyi sever, değer yükleriz. Hayatınızın her döneminde size eşlik etmek isteyen insanlar karşınıza

çıkacaktır. Sizin yapmanız gereken şey, eşlik edecek kişiyi kendi standartlarınıza göre değerlendirmeniz ve seçmenizdir. Hayatın içine birlikte akamayacağınız kişi,

sizi hayatınızda varmak istediğiniz yerden alı koyar...siz kendi hayatınıza akamazsanız, geri kalırsınız.

Eğer bir yaşam standardınız yoksa, kriterleriniz yoksa neye göre

seçim yapacaksınız? Her eşlik etmek isteyene şans mı vereceksiniz? Sizin akışınızı değiştirmelerine izin mi vereceksiniz? 

İnsanların dünyada bu kadar sevdiği şey varken, neden 1 kişiye bu kadar anlam yükleyip, sevgililer gününü 1 kişiyle kutlar anlayabilmiş değilim!

İnsan evcil hayvanıyla mum yakıp, karşılıklı kadeh tokuşturmaz...

Yada aracı ile sevgililer günü kutlayıp, hediye olarak onun deposunu fullemez.

Mesela işine öylesine sevdalıdır ki...gece gündüz işiyle uyur uyanır...durup işiyle sevgililer günü kutlamaz.

Piyano çalan bir sanatçının aşkı notayla tuşlar arasındadır.

Bir taksi şöförünün aşkı pedal ve vites kolu arasındadır.

Dikiş makinasında nakış yapan işçinin aşkı; iplikle iğnenin kumaşa yaptığı dokunuşta saklı değil midir?

İnsan kendi hayatını karartmak için neden kara sevdaya düşer? Kendini hayatın akışından çıkarıp, neden bir noktaya saplanmayı seçer?

İşte bazı insanlar aşırılıklardan kaçarak ölçülü sevmeye yönelir. Yada körü körüne bağlanmaktansa bağlanmamayı seçer. Bir insana

esir düşüp, durmadan sorgulanmaktansa bağımsızlığı yeğler.

Sevgili Dostlar...

Aşk, sevgi öyle bir 14 Şubat gününe sığdırılacak kadar değersiz değildir.

Bir kolye, bir saat...yada bir çukulatalı pastayla mı? sevginize değer biçiyorsunuz siz!

Sevmek önce saygı duymaktır.

Karşınızdaki insanın işine, mesleğine, fikirlerine, hayattaki duruşuna saygı duymaktır.

Sevmek bir insanı kıskançlık krizleri ile boğmak, ona hayatı dar etmek değildir. Sevmek çok yüce bir kavramdır. Karşımızdaki kişinin davranışları karşısında

güven duygumuzu kaybetmemektir. O davranışı niye sergilediğini anlamaya çalışmaktır.

Sevmek bir insanın parasına, malına bağımlı olmak değildir. Bir insanın kazancından, malından nemalanmaya çalışmak hiç değildir. Sevmek; bir insanın malının, parasının 1 kuruşunu dahi

zayi etmemek, kıymetini bilmektir.

Sevmek paranın olmadığı yerde parayı çıkarıp masa üstüne koymak demektir. Asla yastık altında para saklamak değildir. Sevmek demek yaşam mücadelesine ortak olmak demektir.

İşte bu ve benzeri yazılı olmayan kuralları hayatına uygulayan kişiler birbiriyle geçinebilir ve mutlu olmak için bir şans verebilir birbirine diye düşünüyorum.

Kısa süreli flörtler için yapılan pahalı sevgililer günü kutlamaları, gereksiz bir anı olarak hayatınızda kalmaya mahkumdur.

Uzun vadede birbirine eş olacağını düşünenler, geçineceğine inananlar için inanın hergün sevgililer günüdür.

Onlarca insan için en sevgili şey işidir, ekmeğidir. Şimdi o kara topraklara ıspanak eken bir kişiden bahsetmek istiyorum size.

Düşünsenize pazar tezhanızda taze ıspanak var. Ama siz öyle bir kara sevdaya düşmüşsünüzki sevgilinizi nerede ne yapıyor diye telefondan takip ederken, ıspanak satacağınız müşteriyi kaçırıyorsunuz.

Tezgahta çürüyecek ıspanağa mı? Ispanağını almadan geçen müşteriye mi? kızacaksınız yoksa kendinize mi? Ispanak ve müşterisinin size sevgilinizden daha çok ihtiyacı var. Pazar tezgahında günlük 200 TL

yövmiye ile çalışacak bir eleman bulunamadığını biliyormuydunuz?

Covid 19 salgını nedeniyle işini kaybeden insanların çoğunun belkide sevgiliye olan aşkı çokdan bitti.

Yani o uğruna şarkılar türküler yazılan sevdalar kara toprak da değilde belkide parasızlıktan bugünlerde sona erdi.

Geçinmeye niyeti olanlar pandeminin getirdiği zorluklar karşısında; düğün eğlencesi, yemekler, adetler, gösterişlerden uzak sade törenlerle yuvasını kurdu.

Rızkını, bütçesini gösteriş için değil, bir düzen kurmak için harcayanlar emin olun yine kazandı.

Hayatın her anına sevgiyi yükleyenler bitcoinden çok kazanır. Çünkü sevgi bitmeyen tükenmeyen, kaynağı sizde olan eşsiz bir kavramdır.

Sürekli kutlamalar, sevgisine karşılık hediyeler, süslü cümleler bekleyen insanlara sormak istiyorum. Siz hayatta neyin mücadelesini verdiniz? Kendinize bunu hiç sordunuz mu?

Geçim mücadelesi veren bir insanın yerine hiç kendinizi koydunuz mu? yada bir mücadeleye ortak oldunuz mu? Fedakarlıkta bulundunuz mu?

Ayakları çamurlu eve gelen bir çiftçinin ayakkabısındaki çamuru temizleyebilmektir sevgi...çatlak elleri sızlamasın diye krem sürebilmek, yorgunluğunu gözlerinden okuyup

bir yorgunluk kahvesi ikram edebilmektir aşk. Belkide yorgun ayaklardaki ağrıyı dağıtmak için ayaklarını ovabilmektir. Sevmek aşk bir ekmek mücadelesidir.

Bu hikayede kendine kadın veya adam rolünü biçemeyen kişi, sahte sevgiler yaşıyor, sahte sevgililer günü kutluyor demektir.

Onlarca insan akşam evine yorgun olarak döner...ayaklarına çamur bulaşmasada ruhuna gönlüne yorgunluk bulaşır...

Ne mutlu görünmez yüklerimizi görenlere, anlayanlara, yükümüzü omuzlarımızdan bir bakışıyla alabilenlere ne mutlu...

Eminim birçok erkek birçok kadın gereksiz yere defalarca bugünü kutladı. Kimi onlarca anlam yükledi bu ana kimide pişmanlık yükledi yine hatıralara...

Aşk dediğimiz şey...tezgahımızdaki tüm ıspanakları satıp, eve ekmek götürme çabasından başka bir şey değildi aslında...