Mücahit GÜLER

ÇAĞIN HASTALIĞI: ANLAMSIZLIK GİRDABI VE KURTULUŞ YOLU

İçinde bulunduğumuz modern çağ, bizi ruhsuz ve gayesiz bir yaşama sevk etmektedir.  Bu sevk edilişin sonucunda hayatın anlamını kaybeden çağın insanı zombileşti, bedenen varlar ama ruhen yoklar. İnsan hem bedeni hem de ruhsal yönü olan bir varlıktır. Bu iki yönden birinde aşırıya kaçmak, birini ihmal etmek veya birini ötekine tercih etmek insanın insani dengesini bozmaktadır. Bu dengesizlik hali anlamsız bir hayat bakışına ve bu halin devamı anlamsızlık girdabına neden olmaktadır.

Modern çağın değer dünyası materyalizm ve potizitivizmden oluştuğu için, modern çağ insanın sadece bedeni arzularına ses vermekte, insanın ruhsal yönüne de 3 maymunu oynamaktadır.  Modern çağ tarafından bedeni arzularının tatmininin telkinlerine maruz kalan çağın insanı, bu telkinlere Tanrı’nın sesiyle (vahiyle) karşılık veremeyince zihni mankurtlaşmakta, bedeni de zombileşmektedir.

Ruhsal yönün ihmali kalbi körlüğe, selim aklın devre dışı kalmasına sebep olmaktadır. Ruhsal yönü körelen insanın zihni yapısı bozulmakta, kendisine verilen telkinlere göre bir hayat bakışı oluşturmaktadır, bu duruma zihni mankurtlaşma diyorum. Yani özgür olduğunu zanneden ama köle zihniyetini benimsediğinin farkında olmayan, efendilerinin fikirlerini kendi fikri gibi gören insanlar oluşmaktadır.

İnsanın zihni mankurtlaşınca bedeni de zombileşmeye/mekanikleşmeye başlıyor. Nefsin arzularına göre bir hayat yaşadıkları halde yaşadığının farkında olmayan, yaşamdan zevk almayan, anlamsızlık girdabına düşen, modern çağın istek ve arzularına göre yaşadığı halde sürekli melankolik bir hayat yaşayan, her şeyi isteyen ama aynı zamanda her şeyden şikayetçi olan, mükemmelin peşinde olan ama her tarafı kusurlu bir düşünce ve yaşam biçimini benimseyen insanlar oluştu.

Modern insan anlamsızlık girdabından kurtulmak için kendince çözüm önerileri buldu, fakat buldum dediği her şey modern insanın yanılgısını artırmaktan ve anlamsızlık girdabını derinleştirmesinden başka bir şey değildi. Çünkü modern düşünce yapısı ve modern insanın ihmal ettiği çok önemli bir konu vardı. O da insanı tanımlarken Tanrı’nın bakış açısını ihmal etmesiydi, Tanrısız bir insan tasavvuru yapmak isterken oluşturdukları insan profili, Tanrı’nın makamına göz dikti ve kendisini Tanrı gibi gören milyonlarca Tanrı’nın oluşmasına neden oldular. Bu acı durumu G. Jung ‘keşfedilmemiş benlik’ adlı kitabında uzun uzun bahsediyor.

Tanrı’dan bağımsız, dinden uzak ve ruhun inkarıyla oluşturulan modern insan prototipi çağın belası oldu. Bir taraftan mükemmeli bulmak için bütün değer dünyasını inkar etmekte, diğer taraftan yaşamak için anlamsızlık girdabında (nefsi emmarede) dolaşmaktadır.

Bu girdaptan çıkmanın yolu gördüğüm kadarıyla şu üç şeyle mümkündür: Birincisi Tanrı’nın tanımladığı insan profilini ortaya çıkarmalıyız, yani Kur’an ve sünnette tanımlanan insan profilini oluşturmalıyız. İkincisi din merkezli bir hayat anlayışını sağlamalıyız, çünkü insan Tanrı’nın ürünüdür, Kur’an ise insanın yaşama kılavuzudur. Kamil insan olmanın yolu kılavuzun çizdiği yolu yaşamaktan geçmektedir. Din merkezli bir hayat tercih edildiğinde çağın gereklilikleri de ihmal edilmemelidir.

Üçüncüsü de ruhsal ihtiyaçları karşılamaktan geçiyor. İlk iki maddeye uyunca aslında bu maddeye de uyulmuş oluyor. Çünkü ruhun ihtiyacı maneviyattır, bu ihtiyacı en doğru ve en güzel şekilde yaşamanın yolu Kur’an ve sünnetten geçmektedir. Bu iki ilkeyi benimseyen ve bu ilkelere göre bir hayat yaşayan insanların anlamsızlık girdabına düşmesi veya varoluşsal kaygıların etkisinde kalması mümkün gözükmemektedir.