Merih Eyyüp Demir

merihdemir@gmail.com

SURİYE VE BİZ

Suriye’de yeni bir harekâta başlıyoruz.

“Barış Pınarı” harekâtı. Daha önceki harekâtlarda olduğu gibi ve aslında çok daha gerilere gidip Suriye Meselesi başladığı günden bugüne olanları bir film şeridi misali gözümüzün önünden geçirdiğimizde hangi evrelerden geçmiş olduğumuzu görebileceğiz.

            Suriye konusu ile ilgili olarak Ocak ayı içerisinde de bir yazı kaleme almıştık. Yazımızda özellikle vurgu yaptığımız ağırlıklı konu Trump’un söylem ve eylemlerindeki kendileri için belki tutarlı, ancak özellikle ülkemiz ve diğer taraflar açısından tutarsız açıklamalarını ifade etmiştik. Yine yazımızda oyunun içindeki oyuncuların kazan-kazan politikalarından hareketle oyunun aslında çok büyük olduğunu da dile getirmiştik. Bugün geldiğimiz noktada aylar öncesinden yazdıklarımızın bugün geldiğimiz noktayı işaret ettiğini görmekteyiz. Özellikle Trump’un gün içerisinde yapmış olduğu açıklamalardaki çelişkiler ABD’nin varmak istediği nokta ile ilgili tereddütlü yaklaşmamız gereken yorumlara sebep olabilecek nitelikte görülmektedir. Yine ABD içerisinde yapılan yorumlar da bu çelişkileri destekler niteliktedir. Biz burada gereğinden fazla kaldık gidiyoruz derken arka kapıdan altı yüz tırlık malzeme üzerinde düşünülesi işlerdir. Büyük bir stratejinin içerisinde olduğumuzu biliyoruz. Olayın geliş noktasını hatırlamak açısından yıllar öncesinden Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice tarafından verilen beyanatları hatırlamamız yeterli olacaktır. 7 Ağustos 2003 tarihinde The Washington Post gazetesinde kaleme alınan makalesinde Rice bölgenin istikrarsızlığının sebeplerini sayarak bu istikrarsızlığın ABD’nin güvenliğine de bir tehdit oluşturduğunu ifade etmektedir. ABD’nin işinin ise Orta Doğu'da daha ileri demokrasi, hoşgörü, refah ve özgürlük arayanlarla olduğunu söylemektedir. Bu cümle doğru analiz edilmelidir. Kimlerdir bu bölgede bu süslü sözlerin arkasını arayanlar?

            ABD aslında çok daha önceden belirlenmiş stratejisini yer ve zaman bağlamında yürütmektedir. Rice’ın ifadelerinden de hatırlayacağımız üzere 22 ülkenin sınırlarının değişeceği söylemi bugün bir şekilde yerine getirilmeye çalışılmaktadır. Elbette bu söylem aslında Rice’ın söylemi değildir. Geçmişten gelen stratejilerin gelecek planlamasındaki kavşak noktasının belirlenmesinden ibarettir. Nitekim sözün söylendiği tarihten bugün yaşadıklarımız bu analizimizi destekler niteliktedir.

            Bugün ve sonrasında nerede durmalı ve nasıl hareket etmemiz gerektiği konusu gündemimizi meşgul etmek mecburiyetindedir. 15 Temmuz hain darbe girişimi bu meyanda okunmalıdır. Akabinde yaşananların geldiğimiz noktada süreci nerelere taşıdığının analizini yapmalıyız. Bugün Rahip Brunson tarzı dile getiriliyorsa yaşananları ve geçmiş olayları ajandamızda sürekli taşımamız gerektiğini bilmeliyiz.

            Ülke olarak komşularımızda yaşananları görmeli, birlik olmalı ve ülkemizde maalesef bazı kesimlerce çokça yapılan emperyalizm seviciliğinden vazgeçmeliyiz. Tarihsel bağlamda düşürülmeye çalışıldığımız oryantalizm tuzağına kapılmamalıyız. Mete Han’dan bugüne tarihteki duruşumuzu sergilemeye devam etmeliyiz. Mustafa Kemal Atatürk’ün çizmiş olduğu resmi doğru yorumlamalıyız. Geleceğin bizim olduğunu ve harekâtın adında saklı olan dünyaya barışı ve adaleti getirmiş bir neslin torunları olduğumuz gerçeğini tüm dünyaya haykırmak ve bu mirası aldığımız noktadan ileri taşımak için üzerimize düşeni yapmalıyız.