SULTAN ABDÜLAZİZ’İN İNTİHARI

Sultan Abdülaziz 30 Mayıs 1876 gecesi tahttan indirilir. Bu darbeyi yapanlar; Serasker Hüseyin Avni Paşa, Midhat Paşa, Sadrazam Mütercim Mehmed Rüştü Paşa, Şeyhülislam Hasan Hayrullah Efendi, bu görevlerine 12 Mayıs 1876 da getirilmişlerdi. 12 Mayıstan 30 Mayıs’a kadar geçen 18 günde seri bir organizasyonla yapılan darbe, kansız ve başarılı idi. Bu darbenin adım adım hazırlığı ve aşamaları Mütercim Mehmed Rüşdü Paşa adlı eserimizde işlenmiştir. [1]
Sultan Abdülaziz o sabaha karşı atılan 101 parelik top seslerinin cülus topları olduğunu anlamış, darbe sabahı Saraya gelen Başmabeyinci Hafız Mehmed, darbeyi ilk haber veren olmuştu. Başmabeyinci Hafız Mehmed’in 1881 ‘de yazdığı hatıra defteri de, 15 Mayıs 1927 – 1 Haziran 1927 tarihleri arasında Akşam Gazetesinde tefrika edilmişti. 1928 ‘deki harf devriminden sonra unutulan bu yazılar da kitaplaştırıldı ve geçen hafta Yüzleşme yayınları arasından çıktı.[2]
Darbe gecesi Dolmabahçe Sarayındaki Veliaht Dairesinden, Mektepler Nazırı Süleyman Hüsnü Paşa tarafından uyandırılan Şehzade Murad Efendi’ye, Beyazıt’taki Seraskerlik Kapısında “Sultan V. Murad” unvanıyla, biat merasimi yapılır ve ayrıca Dolmabahçe Sarayından devrik Padişah Abdülaziz’in çıkartılmasını emreder. Sultan Abdülaziz ve maiyeti beş çifte kayıkla Topkapı Sarayına yollanır ve Dolmabahçe Sarayında ikinci bir biat merasimi daha yapılarak, V. Murad tahta oturur.
Bilahare, talebi üzerine, Topkapı Sarayından, Ortaköy’deki Fer’iye Sarayına 2 Haziran 1876 Cuma akşamı taşınan sabık Sultan Abdülaziz, 4 Haziran 1876 Pazar günü sabahı sakallarını düzeltme maksadıyla istediği makas ile odasında sol bileğini 5.cm atardamarını keserek, sağ bileğinden ise atar damara ulaşamayan, kılcal damarlarını keserek intihar eder. Odasından ses gelmeyince arkadan sürgülediği kapı kırılarak girildiğinde, kanlar içerisinde yatar bulunur. Bilahare bu kan pıhtısı arasından makas da bulunur.

Yabancı sefaretlerin doktorları da dâhil olarak 19 doktorun imzaladığı, raporla vefatın intihar olduğu kayda geçer.
Aradan 5 sene geçtikten sonra 1881 de, Sultan Abdülhamid, kendisine gelen jurnaller vesilesiyle, Sultan Abdülaziz’in intihar etmeyip öldürüldüğü iddiasıyla, Yıldız Sarayı bahçesinde kurduğu çadırlarda, önce sorgulama daha sonra da yargılama yapar. Tarihe Yıldız Mahkemesi olarak geçen bu mahkeme sonucunda, mahkeme ölümün intihar olmayıp, öldürme olduğuna karar vererek, beş yıl önceki bürokratlar tecziye edilirler. Sanıklara 9 idam ve 2 de 10 yıllık hapis cezası verilir. Padişah idamları müebbete tahvil eder ve mahkûmlar İstanbul’dan epey uzak, Mekke yakınlarındaki Taif kalesindeki zindana sürgün edilirler. Şeyhülharemlikle Haziran 1879 da Medine’ye gönderilerek İstanbul’dan uzaklaştırılan sabık Şeyhülislam Hasan Hayrullah Efendi de, Yıldız Mahkemesince kendisi hakkında bir karar olmadığı halde, padişah iradesiyle Şeyhülharemlikten azledilerek, Mekke’ye getirilmiş, önce tek başına ve sonra Taif Mahkûmlarının yanına hapsedilmiş, 1898 deki vefatına kadar burada kalmıştır. [3]
Sultan Abdülaziz’in ölümü meselesi, yani bu ölümün intihar mı, yoksa öldürme mi olduğu bu güne kadar defalarca ele alınarak üzerinde çalışılmış bir konudur. Aynı konu üzerinde duran araştırmacılardan, Abdurrahman Şeref ve İbnülemin Mahmut Kemal Beyler bu hususta kesin bir sonuca varamamışlardır. Öte yandan Vakanüvis Lütfi Efendi, vefatın öldürme suretiyle vuku bulduğu görüşünü benimser gibidir. Son defa meseleye eğilmiş bulunan Ord. Prof. Dr. İsmail Hakkı Uzunçarşılı ise, öteden beri incelemiş olduğu eser ve vesikaların etkisi altında kalarak, uzun zaman, daha çok öldürme sanısnı taşımış fakat kesin deliller bulamadığından bunu bir hüküm halinde ifade etmekten kaçınmıştır.
Fakat son yıllarda Yıldız Sarayı evrakının araştırıcılara açılması ile mesele bütünüyle aydınlığa kavuşmuş görünmektedir. Gerçekten de Yıldız Sarayı vesikaları arasında Sultan II. Abdülhamid’in şahsı için hazırlanmış bir Yıldız Mahkemesi dosyası ele geçmiştir. Aynı davanın Adliye arşivlerinde saklı kalması gereken asıl dosyası ise yangın sonucu ortadan kalkmıştır. Bu yüzden belki de ebediyete kadar karanlıkta kalmağa mahkûm bulunacak olan bu “intihar mı? katil mi?” meselesinde Uzunçarşılı, sözü geçen Yıldız Dosyasını incelemek suretiyle kesin bir hükme varmak imkanına kavuşmuştur.
Böylece Sultan Abdülaziz’in intihar etmiş bulunduğuna artık şüphesi kalmayınca, Midhat Paşa hakkındaki araştırmalarının sonuncusunu teşkil eden eserinin 3. Cildini de 1966 tarihinde yayınlamıştır. [4] Öyle sanırım ki tamamıyla resmi belgelere dayanan ve uzun yıllar süren etraflı bir çalışmanın mahsulü olan bu kitapla, Sultan Abdülaziz’in ölümü üzerinde son söz söylenmiş bulunmaktadır.

TTK yayınlarından çıkan “İbretnüma, Fahri Bey’in Hatıraları ile İlgili Bazı Belgeler” Sultan Abdülaziz’in bir başkasının eliyle öldürülmeyip, kendi hayatına kendi eliyle son vermiş olduğunu teyit etmektedir. Ayrıca da Yıldız Mahkemesinin tamamıyla peşin hükümlerle sahneye konduğunu ve bir takım siyasi amaçlarla, işe gelmeyen bazı devlet adamlarının zararsız hale konulması için bir alet olarak kullanıldığını yine bu belgeler meydan çıkarmaktadır. Gerek bu vesikaların ve gerekse merhum Uzunçarşılı’nın adı geçen eserinin tetkikinden anlaşıldığına göre Sultan II. Abdülhamid, amcası Sultan Abdülaziz’in başkaları tarafından öldürülmüş bulunduğuna kendisi de inanmamaktadır. Fakat böyle bir mahkemeyi uydurarak şu maksada ulaşmak istemiştir:
1- Sultan Abdülaziz ile Sultan Murad’ın arka arkaya tahttan indirilmeleri, 70 yıldan beri unutulmuş olan, Padişah hal’i[5] ve katli işini birden bire tazelemiştir. Kendisinin de aynı akıbete uğraması korkusu ile o, son hal’llerin elebaşılarını, fiilen katillikle suçlandırarak, âleme ibret olacak ve herkesi sindirecek bir gösteri ile cezalandırmak gereğini duymuştur.
2- Akıl hastalığı yüzünden tahttan indirilen Sultan V. Murad’ın taraftarları, hastanın iyileşmeyeceğini bilmelerine rağmen, onu yeniden Padişah yapmaya çalışmaktaydılar. II. Abdülhamid bu pro-Murad hareketinin kesin olarak önüne geçmek için, düzmece davasına ağabeyisinin yakınlarını da katarak bunları sorumlu duruma düşürerek Sultan Murad tehlikesini büsbütün ortadan kaldırmayı hedeflemiştir.
3- Arka arkaya iki Padişahı tahttan indirenlerden Midhat Paşa, Mehmed Rüştü ve Mahmud Celaleddin Paşalar gibi sivrilmiş devlet adamalarını Abdülhamid, kendisi için büyük bir tehlike saymaktadır. Varlıklarıyla bir kâbus gibi kendisini ezmekte olan bu insanları birer câni ve kâtil olarak teşhir etmek ve bunlardan kurtulmak için, amcasının ölümü olayı kendisi için elverişli bir fırsat oldu.
Böylece vehimli Sultan Abdülhamid, düzmece davası sayesinde bu gayelerine erişmek için Makyavelist ölçüleri bile aşan tutum ve davranışları ile her türlü vasıtaya başvurmaktan kaçınmamıştır. Bu yolda birkaç günahsızın kurban edilmesinin o kadar önemi yoktur. Şeriatça da bunda bir sakınca görmemektedir. Çünkü bundan doğacak günah, Abdülhamid’in sözleriyle “fukaraya sadaka vermek” suretiyle affedilir, biter. İnsanoğlunu “ adam sen de, rahim atar, toprak yutar”.

Fahri Bey, “Hatıralar”ında, Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilişini, ölümünü, Yıldız Mahkemesi ve sonrasını bütün ayrıntılarıyla anlatmaktadır. Gerçekten de o, İkinci Mabeyincisi sıfatıyla Sultan Aziz’in tahttan indirildiği gece Sarayda nöbetçi bulunuyordu ve bundan sonra da ölümüne kadar hükümdarın en yakın adamı olarak yanından hiç ayrılmamıştı. Bu sebeple o, bütün olup bitenleri kendi gözleriyle görmüş, söylenen ve söyletilenleri kulaklarıyla işitmiştir. Fahri Bey’in son derece dürüst, namuslu, imanlı, müeddep[6] metin bir yaradılışta olduğu ve gayet sağlam bir karaktere sahip bulunduğu, eserinin ve resmî evrakın mütalaasından kolayca anlaşılmaktadır.
Sultan Abdülhamid’in ne cazip vaitleri, ne tehditleri ne de kendisine uygulattığı tüyler ürpertici korkunç işkenceler, Fahri Bey’i, görüp işittiklerini olduğu gibi dosdoğru söylemekten saptıramamıştır. O hiçbir surette terbiye ve edepten ayrılmadan, daima ölüm tehlikesini hiçe sayarak ve kimseye müdara etmeyen bir vakar ile kaderinin bu acı tesellisine göğüs germiş, insanlık adına cidden iftihar edilecek mükemmel bir karakter örneği vermektedir. Bu genç ve yakışıklı adamın mahkeme önündeki hali, mahkeme safhalarını izleyen yabancı gözlemcilerin de dikkatini çekmiş, takdirlerini kazanmıştır. Resmî vesikalarla da teyit olunan bütün bu özellikleri göz önünde tutulacak olursa eserinde anlattıklarının doğruluğuna, hatta yer yer bazı mübalağalara kaçmış olabileceğine bile şüphe etmek için en ufak bir sebep mevcut değildir. Durum böyle olunca, İbretnüma ve Hatıralar’ın ilk bakışta tek taraflı bir görüş aksettireceği akla gelmekle beraber, güvenilir bir tarihî kaynak niteliği taşıdığı su götürmez.[7]
Taif Zindanında, Fahri Bey’in yazdığı hatıratında, Yıldız’daki soruşturmalar ve işkenceler ile Sultan Abdülaziz’in katlinde başrol oynamakla suçlandırılan Yozgatlı Mustafa Pehlivan’ın, Boyabatlı Hacı Mehmed Pehlivan’ın, Cezayirli Mustafa Pehlivan’ın takrirleri, nasıl işkence altında ifade verdikleri tutanakları, daha tutukluluklarının ilk günlerinde Fahri Bey tarafından belgelendirilmiştir. [8]
Fahri Bey’in Midhat Paşa’nın oğlu Ali Haydar Midhat ile birlikte Avukatları Hırisantos Tomaidis’in “İade-i Muhakeme layihası” 1910 ‘da Dersaadet Hilal matbaasında basılmış olmasına rağmen, adeta göz ardı edilen bu muhteşem layiha, ancak geçen ay “Yıldız Mahkemesinin İçyüzü” adıyla kültür hayatımıza girebildi.[9]
Yaklaşık altı senedir konu üzerinde mütalaa yapmaktayım.
Açık ifade edeyim ki, bu araştırmalara başlamadan önce, kanaatim Sultan Abdülaziz’in intihar etmediği, öldürüldüğü idi. Merhum Ord. Prof. Dr. İsmail Uzunçarşılı’nın kültürel seyri bende de aynen seyretti.
Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki; Sultan Abdülaziz’in intihar etmeyip öldürüldüğünü söyleyenler şu kitapları okumamışlardır:
Ord. Prof. Dr. İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın:
- Midhat Paşa ve Yıldız Mahkemesi, TTK yy
- Midhat Paşa ve Taif Mahkûmları TTK yy
-Midhat ve Rüştü Paşaların Tevkiflerine Dair Vesikalar TTK yy
Prof Dr. Bekir Sıtkı Baykal:
- İbretnüma, Mabeyinci Fahri Bey’in Hatıraları ve İlgili Bazı Belgeler TTK yy
Son olarak da geçen hafta çıkan eserlerimizi ilave edeyim:
- Hafız Mehmed, Abdülaziz Niçin İntihar Etti?
- Yıldız Mahkemesinin İç yüzü
[1] İbrahim Yıldırım, Mütercim Mehmed Rüştü Paşa, Yüzleşme yy. İst-2021
[2] Abdülaziz Niçin İntihar Etti?
[3] Bekir Sıtkı Baykal, ibretnüma, TTK yy, Ankara- 1989
[4] Midhat Paşa ve Yıldız Mahkemesi, TTK yy.
[5] Padişahın tahttan indirilmesi
[6] edepli
[7] Bekir Sıtkı Baykal, İbretnüma, takdim yazısından
[8] Prof Bekir Sıtkı Baysal, a.g.e
[9] İbrahim Yıldırım, Yıldız Mahkemesinin İçyüzü, Yüzleşme yy. İst-2023
