TUNUS’UN KAYBI

Tunus, Doksan üç harbinin yıprattığı, zayıflattığı Osmanlı Mülkünden pay alma kavgasına nasıl kurban edildi?
Fransız Konsolosluğuna sığınan Midhat Paşa’nın teslimi karşılığında Tunus Eyaletinin, işgaline nasıl göz yumuldu?
Geçen yıl (2023) sonuna doğru kaybettiğimiz değerli hariciyeci ve tarihçi Bilal N. Şimşir’in Fransız Belgeleri ışığında değerlendirmesi…
93 Harbi ile Rusların İstanbul kapıları önlerine gelmeleri Osmanlı Devleti’nin prestijini dünyada sıfıra indirdiği gibi, Tunus gibi uzak eyaletlere yardım elinin uzanamayacağını hesaplayan İtalya, ümide kapıldı. Fakat Berlin kongresinde işlerin seyri değişti. Osmanlı toprakları üzerinde her devlet birer hisse kapmaya başladığında Fransa kendisine hisse verilmediğini söyleyerek protestoda bulundu.
1870 de Almanlara kaptırdığı Alsas-Loren’in acısını unutsun diye Bismark Fransız delegesine;
“ Fransa’nın Tunus’a yerleştiği takdirde, Almanya’nın buna itiraz etmeyeceğini” gizlice bildirdi. İngiliz Hariciye Nazırı Salisbury de aynı teminatı İngiltere adına verdi.
Berlin muahedesinin uygulamasına geçilmesi üzerine, Rusya, İngiltere, Avusturya ve Balkan Devletleri Osmanlı Devletinin harple kaybettiği veya bağışlamak suretiyle elden çıkarttığı topraklara yerleşmeye başlayınca, İtalya ve Fransa’nın da iştihası kabardı. İtalya’nın Tunus üzerindeki niyetini açığa vuran söylemleri üzerine Fransa elini çabuk tuttu. Tunuz ile Cezayir arasındaki sınır olaylarını bahane ederek 4 Nisan 1881 de 20.000 kişilik bir kuvvetle Tunus topraklarına girdi. [1]
Tunus Beyi Mehmed Sadık Paşa bu tecavüzü Fransa konsolosu nezdinde şiddetle protesto etti. Osmanlı Devleti donanmayı Tunus’a göndermek istediyse de Fransa’nın sert tehdidi karşısında bunu yapamadı. İngiltere’nin arabuluculuğunu da reddeden Fransa, ilave askeri birlikleri de Tunus’a sevk etti. Tunus Beyi Sadık Paşa Osmanlı’dan yardım istedi. Girit sularında bulunan üç Osmanlı zırhlısı yola çıkarıldıysa da yardımdan ümidini kesmiş bulunan Sadık Paşa zırhlılar Tunus sularına gelmeden Fransa ile himaye antlaşması imzalamak zorunda kaldı. (12 Mayıs 1881) Bunun üzerine gemiler de geri döndüler. [2]
Osmanlı Hükumeti 1856 Paris Antlaşmasıyla kendisi için de tanınmış Devletler hukukuna tamamen aykırı bulunan bu oldubittiyi asla kabul etmemiş ve burasını Osmanlı Devleti’nin bir eyaleti ve Tunusluları da Osmanlı teb’ası saymakta devam etmiştir. Resmi devlet yıllıklarında ise burası imtiyazlı bir eyalet olarak gösterilmeye devam edildi.[3]

MİDHAT PAŞA’NIN FRANSA’NIN İZMİR KONSOLOSLUĞUNA SIĞINMASI
Aynı tarihlerde Osmanlı ülkesinde ilginç bir olay yaşanıyordu. Merkezi İzmir olan Aydın Vilayeti, Saruhan (Manisa), Denizli, Aydın, Menteşe (Muğla) sancaklarından oluşmakta ve bu esnada Midhat Paşa Aydın Vilayeti Valisi olarak İzmir’de bulunmaktaydı.
Sultan II. Abdülhamid, aldığı bir jurnal üzerine “Sultan Abdülaziz’in intihar etmeyip öldürüldüğü” ihbarını soruşturmakla meşguldü. İtham edilenler Yıldız Sarayına getirtiliyor, orada kurulan çadırlarda sorgulanıyordu. Bu sorgulamalardan ve ihbarlardan haberdar olan Midhat Paşa, kendisinin de adının geçmekte olduğunu dostları tarafından iletilince son derece dikkatli ve teyakkuz halindeydi.
Nihayet 17 Mayıs 1881 gecesi, Vali Konağının harem dairesinde kalan Midhat Paşa’yı tutuklamak için askerler harekete geçerler. Konağa bitişik kışlada silahlandırılan askerler Hilmi Paşa’nın idaresinde sabaha karşı iki buçuk sularında konağın bahçesine girerler. Midhat Paşa harem dairesinden dışarıya çıkan bir yangın merdiveninden kaçarak İzmir’deki Fransız konsolosluğuna sığınır. Başkonsolos Pellissier de Raynaud ve yardımcısı Dutel, Paşayı kabul etmişlerdir. Durumu tespit eden bir tutanak düzenlenmiştir. Askerler, Midhat Paşa’yı almak için Fransız Konsolosluğuna girmeye kalkışmamışlardır.
Haber derhal İstanbul’a ulaştırılmış ve sığınma olayı Fransa ile Türkiye arasında bir sorun haline gelmiştir. Ertesi günün sabahında Sultan Abdülhamid, İstanbul’daki Fransa Büyükelçisi Tissot’a durumu anlatarak, Midhat Paşa’nın “âdi suçlu” olduğunu bunu himaye etmemelerini istemiştir.
Tunus meselesinden dolayı zaten iki ülke arasında gergin olan ilişkiler, bu hadise ile daha da gerileceğini düşünen Büyükelçi Tissot, hükumetine müracaatla Midhat Paşa’nın teslimini talep eder.
Aynı gün Fransa Dışişleri Bakanı Barthelemy Saint-Hilaire, Midhat Paşa’nın teslimini isteyen yazıyı Büyükelçiye göndererek İzmir konsolosluğunca gereğinin yapılmasını istemiştir.
Bu arada bu sığınma olayı bir başka şekle dönüşmüştür. Fransa Dışişleri Bakanının kararı İzmir’e ulaşmadan önce, 17 Mayıs günü sabahı Midhat Paşa, İzmir’deki bütün yabancı konsolosları Fransız konsolosluğuna çağırıp kendilerine, “Fransız Konsolosluğuna sığınmakla özel bir himaye istemediğini, kendisini İzmir’de konsolosluğu bulunan tüm devletlerin himayesi altına koyduğunu” bildirmiştir. Konsoloslar da hükumetlerinden talimat alıncaya kadar Midhat Paşa’ya himayelerini bahşetmişler ve durumu tespit eden bir tutanak imzalamışlardır. Rusya ve Almanya bu himayeye katılmamışlardır.
Kendisini bütün devletlerin himayesine koymakla beraber Midhat Paşa Fransız Konsolosluğunda kalmıştır. Sığınma olayının uluslararası sorun haline gelmesi Fransa’nın verilmiş kararını etkilememiştir. Fransa Dışişleri Bakanlığı “Eğer Midhat Paşa’yı himaye etmek isteyen bir başka devlet çıkarsa, Paşa’nın o devletin konsolosluğuna nakledilmesini istemiştir.
Bu arada Adliye Nazırı Cevdet Paşa, Midhat Paşa’ya bir telgraf çekerek yarı tehdit yarı teminat vererek, Midhat Paşa’nın teslim olmasını istemiştir:
“Mahkemelerimizin yerleşmiş bir tarafsızlık şöhreti vardır. Bir itham karşısında bulunuyoruz. Şu halde Uslu Kanununun bütün şekillerine riayet edilecek, duruşmalar umuma açık olacak, hüküm savunmanıza göre verilecektir. Size bir lütuf olarak Sultan bana, benim başkanlığımda ilk soruşturmayı yapacak hâkimlerle birlikte İzmir’e gitme ve soruşturmaları yönetme görevi verdi… Şu halde taleplerinizde artık ısrar etmeyiniz ve kanuna boyun eğdiğinizi ve adalete teslim olduğunuzu talgrafla bana bildiriniz. Cevdet”
Ertesi gün, Fransız Konsolosluğunda yeniden toplanan yabancı konsoloslara Midhat Paşa:
“Baylar!..
Sultan’ın Adliye Nazırından bir telgraf almış bulunuyorum. Bununla Nazır, benim de karışmış bulunduğum söylenen davanın muntazam şekilde yürütüleceğini, bizzat gelip adlî tahkikatı idare edeceğini ve hayatım bakımından hiçbir korkum olmaması gerektiğini bana temin ederek teslim olmamı rica etmektedir.
Bu telgrafa güvenerek teslim oluyorum.”
Yabancı konsoloslar bu beyanı “senet ittihaz ediyorlar”. Midhat Paşa’nın elinden Adliye Nazırının telgrafının aslını alıyor ve durumu tespit eden bir tutanak imzalıyorlar.
Midhat Paşa aslında Adliye Nazırının teminatına güvendiği için değil, başka çaresi olmadığından teslime mecbur kalmıştır. Adliye Nazırının telgrafını 17 Mayıs’ta alan Midhat Paşa, 18 Mayıs’ta teslim olmuştur. Zorla “teslim edilmiş gibi değil” de “kendi isteğiyle teslim olmuş” görüntüsü vermeye çalışmıştır.
Fransa Dışişleri Bakanı Barthelemy Saint-Hilaire, Midhat Paşa’nın Fransız Konsolosluğunda kalamayacağını bildirirken “bugünkü durumda” demektedir. Buradaki durum; “Tunus Meselesidir”

SULTAN ABDÜLHAMİD
“TUNUS” MUKBİLİNDE MİDHAT PAŞA’NIN TESLİMİ
İki ülke arasında Tunus gibi aktüel bir mesele olmasaydı Fransa, Paşanın tesliminde bu kadar acele etmeyebilirdi. Fransa’nın dört buçuk saat içinde karara varması, siyasi meyvesini vermekte gecikmemiştir. Paris’in telgrafından üç saat sonra, aynı gün akşam saat 21. 20 de Büyükelçi Tissot, hükumetine şu telgrafı çekmiştir:
“Bazı emareler bana Sultan’ın Tunus Meselesini daha sükûnetle, mülahaza etmeye başladığını göstermektedir.”
Tunus Meselesinde Padişahın o güne kadarki sert tutumunda ani bir yumuşama olmuştur. O güne kadar Türkiye, Fransa’nın Tunus Meselesindeki harekâtını şiddetle protesto edegelmişti. Şimdi şiddet yerini sükûnete bırakmaya yüz tutmuş ve Padişah Tunus meselesini “daha sükûnetle” düşünmeye başlamıştır. Daha ilk gün 17 Mayıs 1881 günü Padişah, Büyükelçi Tissot’un kulağına Tunus Meselesinin iki memleket arasında “geçici bir bulut” olduğunu iletmiştir. *
Fransa’nın Midhat Paşa olayındaki tutumuna pek sevinen Abdülhamid 18 Mayıs 1881 günü yaverlerinden birini Büyükelçi Tissot’a gönderip samimi teşekkürlerini Fransa Hükumetine ve Dışişleri Bakanına ulaştırmasını rica etmiştir.
Aynı gün sabah bir başka saray görevlisi; Büyükelçiye gelmiş ve “Sultan’ın Tunus meselesinde Fransa’yı şiddetle protesto edişinin ancak… Halifelik itibarını korumak için olduğunu, aslında Tunus meselesinde ucuza anlaşabileceğini” söylemiştir. * Büyükelçi kendisine bunları söyleyen şahsın hüviyetini belirtmemekte yalnız sarayın yakınlarından biri olduğunu ve yetkiyle konuştuğunu söylemektedir.
Geçen yıl 2023 de kaybettiğimiz değerli Hariciyeci ve tarihçimiz Bilal Şimşir bu belgeler neticesinde:
Sultan Abdülhamid’in “Midhat Paşa’yı ele geçirmek için Tunus’u elden çıkardığı, İmparatorluğun koskoca bir köşesini bir Paşa ile trampa ettiği” eldeki belgelerle belki yüzde yüz kesinlikle söylenemez, derken, ayrıca şöyle anekdotunu da anlatıyor:
“Şam Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih hocalarından olan ve yakınçağlar Kuzey Afrika ve Mağrip Tarihi üzerine ihtisaslaşmış bulunan Dr. Muhammed Hayr Faris bana, Tunus Tarihçileri arasında Türklere karşı tek kırgınlık hissinin “Midhat Paşa’ya karşılık memleketlerinin Fransa’ya peşkeş çekmiş olduğumuzdan” ileri gediğini söyledi. Tunus tarihçilerinin bu konuda hangi belgelere dayandığını bilmiyorum. Benim bulamadığım başka belgeler de olabilir” demektedir.
“Ama Fransızların Midhat Paşa’yı derhal teslim etmeye karar vermeleri üzerine pek duygulanan Sultan’ın, Tunus meselesini iki ülke arasında “geçici bir bulut” olduğunu bu konuda “ucuza anlaşabileceğini” Fransız Büyükelçisinin kulağına iletmiş olduğu bir gerçektir. Tunus meselesinin o tarihten sonraki gelişmesi bu sözleri doğrulamıştır. Midhat Paşa’nın Fransız konsolosluğuna sığınması, Tunus meselesinin Fransa lehine gelişmesini hızlandırmıştır. Sığınma olayı Sultanın Tunus meselesindeki tutumu bakımından bir dönüm noktası olmuştur, denebilir. Midhat Paşa’nın alelacele teslimine karar vermeleri üzerine Sultan, Tunus meselesindeki sert tutumunu Fransızlar lehine yumuşatmış, Tunus’un elden çıkmasını kolaylaştırmıştır. Belgeler karşısında bu artık inkâr edilemez.” [4]
[1] Enver Ziya Karal, Büyük Osmanlı Tarihi, cilt IV sh: 85-86
[2] Midhat Sertoğlu, Mufassal Osmanlı Tarihi, VI. Cilt TTK yy Ankara-2011 sh: 3344
[3] Midhat Sertoğlu, a.g.e. sh: 3345
[4] Bilal N. Şimşir, Fransız Belgelerine Göre, Mithat Paşa’nın Sonu, Bilgi yy. Ankara-2020 sh: 37-48
(*) Kitabın sonunda Ekler bölümünde Fransızca Belgeler yer almaktadır.
