93 HARBİ’NDEKİ ESİRLERİMİZ
Savaş başlamadan önceki Meclis tartışmalarında, Serasker Redif Paşa, “askerimiz yeterli midir?” sorusuna “600.000 askerimiz hazırdır” diye cevap verir. Redif Paşa’nın yaptığı listede bu miktar ancak 490.000 [1]‘e çıkarken, Anadolu cephesinde görevlendirilen Gazi Ahmed Muhtar Paşa, bu sayının abartıldığını, kendisine iştirak edeceği söylenen aşiret alaylarının gerçekte bulunmadığını belirterek ancak 300.000 askere sahip olduğumuzu söyler. Aktif savaşan asker sayımız 287.000 olarak belirlenmiştir.
Rus kaynaklarına göre; Balkan Cephesinde 90.000, Kafkas Cephesinde 23.000 olmak üzere toplam 113.000 Osmanlı askeri esir edilmiştir. Bu rakam da ihtilaflıdır. Çünkü Viladimir Belyakov, Rus Genel Kurmay Başkanlığı’nın 11 Nisan 1878 yılı raporuna göre Osmanlı esir sayısını 141.708 olarak tespit eder. Her hâlükârda esir sayımız 110.000‘in üstündedir.
Orta ve düşük rütbeli askerlerin yanı sıra yüksek rütbeli hatta 31 Paşa rütbesinde esir verilmiştir.
ESARET AŞAMALARI
►Sorgulama
►Esirlerin sevki
►Sevkedilen yerlerde yerleşme ve barınma
Plevne’de esir düşen Osmanlı askerlerinin diğerlerinden farklı bir uygulamaya tabi tutulduğu barizdir. Üst rütbeli paşalara ihtimam ve saygı gösterilirken, alt rütbeli esirlere Rus Ordusuna verdirdikleri büyük kayıplar nedeniyle sert ve acımasız davranılmıştır.
Komuta kademesinden esir düşenler nispeten serbest ortamda saygın bir muamele görürken rütbesiz yahut düşük rütbeli er ve erat için esaret hayatı çekilmez dereceye varmıştır.
Kasım 1877 de Rusların Kars’ı ele geçirmelerinden sonra esir edilen 3.250 Osmanlı askerinin çoğunun sağlık durumları iyi değildi. Ruslar, esir Türk askerlerini Kafkas Ordusu karargâhına bildirmeden ve esir askerlere tıbbi hiçbir yardımda bulunmadan serbest bıraktı. Kars’tan Erzurum’a gidecek bu askerlere 1,5 ruble harçlık verildi. Kışlık elbiseleri ve sağlık refakatçisi olmayan bu kafilenin ancak 1.000 kadarı Erzurum’a ulaşabildi. Bu tam bir "ölüm yolculuğu"ydu.
PLEVNE ESİRLERİ VE OSMAN PAŞA
Osmanlı esirlerinin üçte birinden fazlası (44.000) Plevne esirleriydi. Bu esrilerin 10.000 kadarı Romanya’da kalırken diğerleri Rusya’ya dağıtıldılar. Romanya’da kalan 10.000 esir Plevne’den Bükreş’teki esir kampına kadar yürütüldüler. Ellerinden peksimetleri da alınan bu esirler, bu "ölüm yürüyüşü"nde açlık ve soğuktan yaklaşık 4.000 i yollarda öldüler. [3]
Sevkiyat sırasında, soğuk ve açlıkla mücadele eden esirler, Rusların çok az iaşeleriyle yetinmeye mecburdular. Ayrıca iaşe ekmeklerin büyük kısmı küflüydü. Esirlerin önemli bir kısmı daha yolun yarısında kangren olmuşlardı. Yeterli doktorun olmayışı, olan doktorların da tifüslü esirlere müdahale etmemesi salgın hastalıkların esirler arasında hızla yayılmasına sebep oldu. Böylece Plevne esirleri kaderlerine terk edildi. Aslında Bükreş’e gönderilen esirler, Rus bölgelerine gönderilen esirlere göre kısmen daha şanslı sayılırlardı. Çünkü bu esirlerin önlerinde uzun bir yol vardı. Bu yolculuğu kaldırabilecek fiziksel ve ruhsal yapıya sahip olamadıkları gibi kıyafetleri de soğuk hava şartlarına uygun değildi. Dahası Ruslar, sevk bölgelerine, tren yolunu kullanmamışlar, esirleri aç yürütmüşlerdir. Bu şartlarda sevk edilen Türk esirleri 45 vilayetteki 280 yerleşim bölgesine dağıtıldı.
93 Harbi boyunca Rusya’da bulunan esirlerin yüzde 40,5‘inin hayatını kaybettiği gerçeği ile karşılaştığımızda durumun vahameti anlaşılır. Kişinev’den Rostov-Don bölgesine tahliye edilen esirlerin 3/2‘si yetersiz beslenme, mevsime uygun kıyafet giyememe ve salgın hastalıklardan ölmüştür.
Ne yazık ki Plevne esirlerinin yüzde 55,5‘i uygulanan bu kötü muamele neticesi vefat etmişlerdir. 44.000 esirin yurda dönenleri 15.453 olarak verilmektedir.
Genelde Ruslara esir düşen askerlerimizin, Ruslar tarafından uluslararası Savaş Hukukuna aykırı olarak 50.000 kadarı ölmüş veya öldürülmüştür.
Rusların Plevne esirlerine karşı kötü muamelesinin arka planında, Plevne önlerinde 50.000’in üzerindeki kayıplarının intikamı vardır.
Osman Paşa, Plevne’nin büyük kumandanıydı. Rus basını ve halkın gözünde Osman Paşa “Plevne Aslanı”, ”Yarı Tanrı”, bir “dâhi” idi. Hatta şakayla karışık “Paşa Hristiyan olsaydı Aziz ilan edilirdi. En yüksek Rus nişanı Aziz George Haçı’yla ödüllendirilirdi.”
Aslında Osman Paşa’nın Rus kamuoyu ve askerleri tarafından takdir edilmesi, cephedeki ve savaştaki Rus başarılarıyla alakalıydı. Osman Paşa, bir Türk generalinden ziyade savaşmaya değer onur duyulacak bir komutandı. Öyle ki Paşa, daha esaretinin ilk günlerinde, savaş kazanan bir komutan edasıyla törenle karşılanmış, Rus Çarı II. Aleksandr kendisini bizzat misafir etmişti. Çar, ayrıca Osman Paşa’ya kılıcını iade etmişti. Dikkat çeken bir başka husus ta Rus araştırmacı Poznahirev’in ifadesiyle 2.000 ruble maaş tahsis edilmesiydi.
Aslında Osman Paşa’ya yapılan muamele, yüceltmeler ve övgüler, savaşın arka planında kaybolan, ölen esirlerin trajedisine Ruslar tarafından yapılmış güzel süslü bir cenaze merasimini andırıyordu. Ruslar Osman Paşa’yı bir propaganda sembolü olarak kullanmıştı. Öyle ki Paşa sayesinde bir yandan ulusal ve uluslararası kamuoyunun gözünde uluslararası hukuka saygılı Batı devlet imajını kuvvetlendiriyor, diğer yandan esirlerin kitlesel ölümlerini ve yok edilişlerini basının dikkatinden kaçırıyordu. Bu sayede hastalıktan, açlıktan ve sevk koşullarının ağırlığından ölen esirlerin üzeri örtülmüştü. [4]
BASININ TAVRI
Osmanlı esirlerinin müşkül durumuna ve Rusların kötü muamelelerine en yüksek ses Avrupa’dan gelmiştir. Türk basınının Rusya’daki Osmanlı esirleri için dile getirdiği konular; iaşe, kışlık elbise ve sağlık koşullarının yetersizliği üzerinedir. Aslında Türk basını, konuya duyarsız davranmıştır. Bunun en önemli sebebi savaşı kaybetmiş halkın kaygılarını artırmamak ve karamsar bir tablo oluşturmamaktı denebilir.
Türk basını esirlerimize gereken ilgiyi göstermemiştir ama 93 Harbindeki günleri yaşamış Kırşehirli Ozan Âşık Sülük Hüseyin bunların destanını yazmıştır:
Sene doksan üçte bir harbe girdik
Yiğitlik ve mertlik silahta kaldı
Nice fidanları toprağa verdik
Şehit düştü hasret, yırakta kaldı
*
Şanlı Osmanlıda takat kalmadı
Attığımız taşlar yerin bulmadı
Gâvur ellerine giden dönmedi
Analar bacılar merakta kaldı
*
Aman padişahım, sen geri çekil
Savaş gayrı bizim işimiz değil
Koç yiğit kalmadı hep kırıldı, bil
Kimi dağ başında koyakta kaldı.
*
Köyün yiğitlerin bir bir aldılar
Talimsiz düşmana karşı saldılar
Körpe fidanları dalı kırdılar
Kimi siper kimi tuzakta kaldı
*
Gayrı bu milletin beli doğrulmaz
Çift çubuk bozuldu mahsül alınmaz
Gözlerimiz bir Mehdi’de ayrılmaz
Umut haber veren varakta kaldı
Kör düşman, yurduma bastı ayağı
Ahaliye çeker meydan dayağı
Meskenimiz oldu dağlar koyağı
O eski ihtişam konakta kaldı.
*
Hozan yatar oldu tarlalar bağlar
Acıöz ırmağa beyhude çağlar
Analar yas tutar bacılar ağlar
Yavrular beşikte kundakta kaldı
*
Söküldü mü yârim ördüğüm yelek
Eskidi mi yoksa diktiğim göynek
Uldu çürüdü mü başında kelçek
Verdiğin bergüzar kazakta kaldı
*
İçerime düştü bir ince sızı
Yar yolunu gözler bibimin kızı
Künyesi geldi de kış oldu yazı
Yavuklusu kara toprakta kaldı
*
Komşunun evine bir künye gelmiş
Duydu koştu gitti kardeşi Memiş
Memiş’in küçüğü çam dalı İbiş
Aç susuz gelirken Çıplak’ta kaldı
*
Sararmış ta solmuş gül gibi yüzler
Kurumuş soğulmuş o fersiz gözler
Takatı kesilmiş dermansız dizler
Bit pire daladı cavlakta kaldı
*
Bunca emeğimiz boşuna zâil
Kader böyle imiş Allah’a kayil
Dayım Necip ile emmim İsmayil
Arz-ı mekân etti Aflak’ta kaldı
*
İmdat Padişahım dü cana yetti
Hayli ocak söndü karardı gitti
Hüseyin kervana yükünü tuttu
Vardı Acıöz’e bucakta kaldı.[5]
[1] Mahmut Celalettin Paşa, Mir’at-ı Hakikat, Haz. İsmet Miroğlu,Berekât yy. İst-1983 sh: 294
[2] Mesut Karakulak, 93 Harbinde Rusya’da Osmanlı Esirleri Selenge yy İst-2021 sh:44
V.V.Poznahirev, Ottomanskiye Voyennoplennyye v Rossi v Period Russko-Tretskoy Voyny 1877-1878 gg,s. Petersburg 2017 s. 62-63 den naklen
[3] Naim Ürkmez, Savaşın Öteki Yüzü: Romanya’daki 93 Harbi Esirleri, Belleten, Ağustos 2020, Cilt: 84/Sayı: 300; 789-824
[4] Mesut Karakulak, 93 Harbinde Rusya’da Osmanlı Esirleri, Selenge yy. İst-2021
[5] Baki Yaşa Altınok, Öyküleriyle Kırşehir Türküleri, Destanları, Ağıtları, Oba kitabevi Ankara-2003 sh: 167-169

