RUSYA 93 HARBİNE NASIL KARAR VERDİ!..

Tersane Konferansı, Petersburg’a elçi atanması ve en son Londra Protokollerinin Osmanlı Hükumetince 12 Nisan 1877’de reddi üzerine, Rusya’da resmi kamuoyu ikiye ayrılmıştı. Prens Gorçakof ve dolayısıyla Çar II. Aleksandr savaş taraftarı olmadıkları halde, Grandük Nikola Nikolayeviç ve İgnatiyeff bunun pek ateşli teşvikçileri idiler.
İmparator Aleksandr, Hariciye Nazırı Prens Gorçakof’la görüştükten sonra, Vükelâ, askerî erkânı ve Grandüklerden oluşan büyük ve gizli bir kurultay toplattı.
Hariciye Nazırı vaziyeti anlattı. İmparator söz alarak:
-Bundan sonra ne yapalım? Hemen savaş ilan mı edelim? Yoksa Avrupa hükumetlerinin görüşlerini mi bekleyelim? “ diye sordu.
Grandüklerden İmparatorun kardeşi Nikola Nikolayeviç:
“Mademki iş bu dereceye varmıştır, ric’at Rusya için namussuzluktur. Savaş ilan etmekten başka çare yoktur” diye cevap verdi.
MALİYE BAKANI : “ HAZİNE BORÇ BATAĞINDA!.. SAVAŞ OLURSA İSTİFA EDERİM” DİYOR!..
Bunun üzerine söz alan Maliye Nazırı Golovin uzun bir nutuk söyleyerek:
“….Kırım savaşı Rusya’nın menfaati haricinde, Yalnız İmparator Nikola’nın keyif ve şahsi arzusu ile açıldı. Rusya’ya yarım milyon nefer kaybettiren ve borcunu 4 kat artıran bu savaş, pek fena bir surette neticelendi. O vakitten şimdiye kadar maliyeyi düzeltmek için pek çok çalışılmış olduğu halde hâlâ maliyemiz iyi bir şekil almaktan çok uzaktır. Bugün harice 4 milyon frank borcumuz vardır. Türkiye ile muharebe edecek olursak, ister galip ve ister mağlup olalım, bu borcun daha birkaç kat artacağı şüphesizdir. “
“ Mademki u sırada Maliye Nazırı benim, bu mesuliyeti üzerime alamam!.. Binaenaleyh savaş ilan olunursa bu hizmetten istifamın kabulünü İmparator Hazretlerinden rica ederim” diye sözüne nihayet verdi.
Bundan sonra kurultayda bulunanların bazıları lehte bazılar da aleyhte söz söylediler. Bu sırada İmparatorun ikinci kardeşi ve o vakit Devlet Şurası Başkanlığında bulunan Grandük Kostantin söze başlayarak:
-“Haşmetmeap! Şark Meselesi hakkındaki âcizane fikrimi bilirsiniz!.. Bu meseleyi General İgnatiyeff’le buradaki Islav komitaları ve bir de Savaş yapmak isteyen genç Generaller çıkarmıştır. Yoksa Rusya’nın hiç görmediği, bilmediği Bulgarlarla Sırplar için kan dökmek; Rus köylerinin fakir ahalisinden zorla toplanan parayı bir takım yabancı milletler uğrunda sarf etmek bence doğru değildir. Farz edelim ki muharebe ettik. Türkleri tepeledik ve Bulgar ve Bosnalıları kurtardık! Bundan Rusya için ne fayda hâsıl olacağını anlayamıyorum!.. Vaktiyle birçok fedakârlıklar ve gayretlerle Osmanlıların elinden Sırplıları, Yunanlıları kurtardık. Bugün onların nezdinde Rus isminden menfur bir şey yoktur. Ben savaşın katiyen aleyhindeyim” yolunda tesirli bir nutuk söyledi.
Vaktiyle büyükelçiliklerde bulunmuş olan Gospodin Saburof ta savaşın aleyhinde fikir beyan etti. Elhasıl kurultayın beşte dördü savaşın ilanı aleyhinde bulundu. [1]
Rus kabinesini Babıâli ile doğrudan doğruya müzakereye ve anlaşmaya sevk eden sebeplerden biri de bu kurultayın kararının sonucudur.
SAVAŞ KARARINA ETKİ EDEN: RUS ELÇİSİ İGNATİYEF’İN RAPORLARIDIR...
Fakat bu Savaş aleyhtarı görüşü değiştiren, İstanbul’daki Rus Büyükelçisi, General Nikolay Pavloviç İgnatiyef’in Rus Hükumetine yazdığı raporlar olmuştur.
İgnatiyef İstanbul Büyükelçisi bulunduğu Abdülaziz döneminde, ülkesi adına son derece başarılı bir görev yapmış ve Sadrazam Mahmud Nedim Paşa’yı avucunun içine almış, bu nedenle halk arasında Sadrazamın adı; “Nedimof” a çıkmıştır. Raporundaki şu ifadeyi dikkatinize arz ederim:
“Bugün Türkiye’yi öyle bir hale getirdim ki, şevketmeabımın Rusya dâhilindeki nüfuzu burada dahi aynen geçerlidir. Bu memleketin Padişahı, resmî daireleri, meselâ Bâbıâli, Harbiye ve Maliye Nezaretleri, Vilayetler sefaretimizin emri altındadır. Ne tarafta ne olursa benim haberim vardır. Hatta Sultan’ın birlikte geçirdiği odalığı ile neden bahsettiğini ertesi günü haber alıyorum” [2]
“İgnatiyeff uzun zaman Elçilikle İstanbul’da bulunmuş ve Osmanlı Hükumetinin içini dışını öğrenmiş idi. O sıralarda Osmanlı idaresinde hüküm süren karışıklıklara güvenerek; Rus ordularının iki ayda İstanbul kapılarına dayanacaklarını kat’i surette temin etmişti. Bu teminatın da savaşın ilanına pek çok tesiri olmuştur. Hatta Rusları, iki kolordu ile Osmanlı ordusunun işini bitirip maksadı elde etmek hevesine düşürmüştür.”[3]
Savaşın esnasında, gelişmeler, İgnatiyef’in raporlarına uymadığı görüldüğünde Rus askerleri arasında bezginlik ve usanma emareleri yanında, Çar II. Aleksandr’ın nedameti ve gözyaşlarına şahit olunmuştur. Şöyle ki:
20 Temmuz 1877 de, Muharebe alafranga saat ile 4 ‘te başlamış iken saat 9 da Rusların her iki kolu tamamen mağlup olarak geldikleri yoldan geriye ric’at edip gittiler. Osmanlılar her ne fikre mebni ise bunları takip etmediler. Eğer takip etmiş olsaydılar Rus askerinin çoğu ile beraber bütün toplarını ganimet alacaklarına şüphe yoktu. Osman Paşa’yı belki askerinin yorgunluğu ve Rusların gerisindeki gücün ne olduğunu bilmemesi mazur gösterebilir.
Bu muharebede Rusların kaybı;
1 General, 76 subay 2750 nefer idi.
Osmanlıların zayiatı da 2.000’e yakındı.[4]
Bu tarihten 10 gün sonra 30 Temmuz 1877 de Ruslar tekrar Plevne’ye toplu saldırıya geçtiler.
Günün sonunda düşmanın zayiatı pek dehşetli oldu: 180 Subay, 10.000 den fazla nefer kaybı var.[5]
Plevne’nin 2. Muharebesi sonucu Rus ordusu için perişanlıktı. O gün az kaldı Umum Rus ordusu dağılıp gidiyordu. Eğer Osman Paşa düşmanı iki taburla olsa takip etmiş olsaydı, Rus ordusuna daha kat’i ve daha müthiş bir darbe vuracağı muhakkaktı. Fakat birinci Plevne Savaşı sonundaki gibi bunda da takip etmedi. Ruslar da bu halden istifade ederek ikinci günü her tarafa dağılmış olan askerleri toplamağa vakit bularak bu orduyu biraz intizama getirebildiler. 2. Plevne muharebesini sonucu telgrafla Kızanlık’taki karargâha bildirildiğinde Grandük Nikola sersemlemişti. Ağladı.
Bu muharebenin neticesi Bulgarlara da tesir etti ki, o ana kadar Ruslara sadakatle hizmet eden Bulgarlar, harbin neticesinden korkarak Ruslardan çekinmeye ve onlara zorluk çıkarmaya başladılar. [6]
Rus askeri arasında savaşa isteksizlik dahi baş gösterdi. Çar II. Aleksandr’ın çevresinde bulunan ve savaşın müşevviki General İgnatiyef’e son derece soğuk davrandı. Bir gün Çar, İgantiyef’e:
“General, siz İstanbul’da sefir bulunduğunuz zaman Merkezî Hükumete verdiğiniz raporlarda iki de birde “Türkleri öyle hale getirdim ki eğer Rusya elli bin askerle muharebe edecek olsa hiç engelsiz bir ay zarfında İstanbul’a gelir ve bu şehri de zapteder” diyordunuz. İşte beş aydır muharebe ettik. Üç yüz bin askerle Türklerle uğraşıyoruz. Hala da başa çıkmak değil adeta bunlara mağlup olduk. BU mağlubiyetlerden siz mesulsünüz. Bizi âleme rüsvay ettiniz. Şimdi de yarım milyon asker toplamakla uğraşıyoruz. İleride ne olacağını Allah’tan başka kimse bilmiyor” dedi. İmparator bu son sözleri söylerken adeta ağlıyordu.
İki gün sonra yaverlerinden birisini İgnatiyef’e gönderip. “Şimdilik kendisine ihtiyaç olmadığını ve Rusya’ya gidip istirahat ederse daha iyi olacağını” bildirdi. İgnatiyef bu emir üzerine karargâhı bırakıp Petersburg’a gitti. [7]
Nitekim Savaşın bitiminde General Todleben, Ayastefanos’taki Türk heyetine verdiği yemekli toplantıda yaptığı konuşmada bu konuya değinmiş, İgnatiyef’in raporlarında anlattığı gibi bir ordu göremediklerini şu sözlerle anlatır:
“Hâlbuki muharebeye girişince bizim sefirin tebliğlerinin tamamen aksini gördük. Ümerâ ve Zâbitanınız talimli ve becerikli. Efrad pek mükemmel talim ve terbiye edilmiş. Hele umumiyetle Türklerin hayatı hiçe sayan, vazifelerinin ifası hususunda gösterdikleri fedâkarlığı, can siperâne hareketleri ve muharebe meydanında zâbit ve neferlerinizin gösterdikleri metânet ve cesaret cümleye gıpta olacak bir fazilettir.” şeklindeki nutkundan anlaşıldığı üzere bu Savaşa İgnatiyef’in teşvik ettiğinin itiraf ve ifşası vardır. [8]
Fakat Plevne’nin düşüşünden sonra, talih değişti. Böylesine, lojistik sorunlarına ve ordusunun %40’ından fazlası tifüs hastalığıyla devre dışı kalmış böyle bir orduya, sırf Yeşilköy’e geldiği için, Osmanlı Sarayının “Ateş-Kes” teklifinde bulunması ve barış istemesi Ruslara psikolojik üstünlük de sağladı. 31 Ocak 1878 deki Mütarekeyi takiben, son derece ağır şartlarda 3 Mart 1878 de akdolunan Ayastefanos Andlaşması, antlaşmadan ziyade, General İgnatiyef’in dikte etmesidir.
OSMANLI VATANDAŞI ERMENİ PATRİĞİ AYASTEFANOS’A GELİP GRANDÜK NİKOLA’LA NE GÖRÜŞTÜ?
Ruslar Yeşilköy’e geldikten sonra, İstanbul’daki Ermeni Patriği Nerses Varjabetyan, kalkıp Edirne’ye gitti. Granduc Nicolas, Kont İgnatiyef ve Nelidof ile görüştü. Onlardan vaatler aldı. Bir Osmanlı vatandaşı olan Patrik’in, devletimizin düşmanlarıyla görüşmesi ihanet değil de nedir? Bu çabaları sonucu tam anlaşma imzalanacağı sırada Ermeni Meselesi anlaşmaya 16. Madde olarak eklendi. Gerçi Avrupa’nın itirazıyla Ayestefanos Anlaşması “Berlin Muahadesi”yle tadil edildi ama, Ermeni Meselesi onda da 61. madde olarak yerini aldı.
İstanbul’daki Patrik Nerses, Edirne’deki Ermeni Başrahibi George, Ermenilerin sorunlarını Edirne’deki Prens Nikolai Nikolajewitsch ve Rusyanın İstanbul büyükelçisi İgnatiyef’e ileterek onlarla gizli müzakerelere girişmişler ve hazırladıkları muhtıranın bir örneğini de Çar II. Aleksandr’a sunmuşlardır.
Muhtırada aşağıdaki talepler sıralanmıştır:
1- Ermenistan’a bir Genel Vali atanmalıdır. Vali Rus Çarı’nın onayıyla Sultan tarafından atanmalıdır.
2- İl ve Belediyelerin yöneticileri Ermeni olmalıdır. Bunlar Ermeni Cemaatleri tarafından seçilip hükumetin onayına sunulmalıdır.
3- Ülkede huzur ve düzenin sağlanması, Ermenilerin elinde olmalı, polisler Ermenilerden atanmalıdır.
4- Mahkemeler Şeriat Hukuku’ndan arındırılmalı ve Mahkeme Başkanları Ermeni olmalıdır.
5- Kürtlerin (Çorbacı, Derebeyi) bütün ayrıcalıkları kaldırılmalıdır.
6- Vergiler yeniden ve adil bir şekilde dağıtılmalıdır.
7- Vakıflara ilişkin kanunlar yeniden düzenlenmeli, mülkiyete ilişkin düzenlemeler gözden geçirilmelidir.
8- Ermenistan’da yaşayan Türkler silahtan arındırılmalıdır.
9- Ermenistan’a yeni bir yönetim tarzı getirilmeli ve bunun şekli Sultan tarafından belirlenerek, Çar tarafından onaylanmalıdır.
Bu madde “ Türkiye’de düzensizliğin ve mezalimin Anadolu’da süreceğini bunun önünü almak için Padişah ile Rus Çarının Kafkas Milletleriyle sınırlı Ermenilerle meskûn Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Muş ve Sivas vilayetlerinde ( ki bu vilayetlere “Vilâyât-ı Sitte” denilirdi) Ermenistan’da ıslahat yapılması, bunun için Vilayetler Kanununda değişiklik yapılması “ şartı konulmuş; ayrıca bu ıslahat yapılıncaya kadar Rus Ordusunun işgal ettiği topraklardan çekilmemesini Osmanlı Devleti kabul etmek zorunda kalmıştı.
İşte Ermeni milletinin felaketini ve yüzbinlerce masum Türk kanının akmasına sebep olan “Ermeni Meselesi” böyle hazırlandı. Böylece “Şark Meselesi”nin bir bölümü haline geldi[9]
►DEVAM EDECEK...
[1] (Rusça “Ruskiya Starina” adlı dergiden alınmıştır.) İ. Halil Sedes, 1877-78 Osmanlı- Rus ve Romen Savaşı, İst-Askerî Matbaa -1935 1. Cilt sh: 40-41
[2] Süleyman Kâni İrtem Sultan Abdülaziz ve bir Seraskerin İhtilali, Temel YY. İst-2004 sh: 119
[3] İ. Halil Sedes, 1877-78 Osmanlı- Rus ve Romen Savaşı, İst-Askerî Matbaa -1935 1. Cilt sh:42
[4] Ahmed Saib, Son Osmanlı-Rus Muharebesi, Hindiye Matbaası- Mısır-Kahire-1327 sh: 148-149
[5] Ahmed Saib, a.g.e sh:166 / 11 Eylül 1877 deki Rusların saldırısındaki kaybı ise 18.000’in üzerindeydi. Rusların Plevne önlerindeki kayıpları 55.000 kadardı.
[6] Ahmed Saib, a.g.e.sh: 181
[7] Ahmed Saib, a.g.e sh:184-185
[8] Yüzbaşı Faik, 93 Harbi Teftiş Raporu, Haz. İbrahim Yıldırım G. Matbu eser sh: 74-75
[9] Mehmet Hocaoğlu, Arşiv vesikalarıyla Tarihte Ermeni Mezalimi ve Ermeniler, Anda Dağıtım, İst -1976 sh: 72
